KADI
ve GÖREVLERİ
Kadılık,
muhtesiplik gibi doğrudan doğruya Ahî birliklerinin yönetim
hiyerarşisinde yer almayan ancak genel yönetimin bir parçası
olması hasebiyle Ahî birliklerini de ilgilendiren hukuki
bir otoritedir.
Özellikle Ahîlerin kendi birliklerinde halledilemeyen meseleler
veya Ahîlerle birlikte başkalarını da ilgilendiren konular
muhtesip tarafından kadılığa iletilir ve kadılık, anlaşmazlıkları
yürürlükteki hukuka göre çözer. Kadılığın Ahî birliklerinin
yönetimini ilgilendiren yönü, hukuk kurumu oluşudur.
Muhtesiplik ve Kadılığın Ahî birliklerinin hukuki yönü ile
ilgisini Claude Farrere'nin Anadolu'daki şu serüveni açık
bir şekilde ortaya koymaktadır; Claude Farrere, Anadolu'nun
bir köyünde alış-veriş yapar ve pazarda ucuz bulduğu için
sebze ve meyveden bolca alır. Kiraladığı eşeklerle aldıklarını
teknesine götürmek üzere yola koyulur. Ancak, köyden gönderilen
süvariler önünü keser ve onu tekrar köye götürür. Serüvenin
geri kalan kısmını Farrere şöyle anlatmakta:
"Döndük. Köyde, pazar yerinin ortasında, pazarın gürültüleri
arasında beş altı beyaz sakallı bizi bekliyordu. Bunlar,
kadı ve köyün ileri gelenleriydi. Hemen yerlere kadar eğilip
selamlamakta fayda gördüm. En büyük ciddiyetle selamımı
iade ettiler.
Ama bu selamın altında başka şeyler olduğunu seziyordum.
Kadının arkasında bir sıra adam suçlu gibi dizilmişti; hepsi
alışveriş ettiğim adamlardı. Hiç şüphesiz bu zavallılar,
mallarını benim gibi kafir köpeğe sattıkları için alenen
cezalandırılacaklardı.
Yanlış anlamamışım. Kadı, eşeklerimdeki yükün hepsini indirtti.
Sonra bütün aldıklarımı cins cins ayırttı; her cins ayrı
ayrı tartıldı. Patatesleri bile saydılar.
Tahmin edeceğiniz gibi itiraz etmeyi aklımdan bile geçirmiyordum.
Bu durumu kötüleştirmekten başka bir işe yaramazdı. Tartı
işi bitince, satıcılar birer birer heyetin huzuruna geldiler.
Tek kelimesini anlamıyordum ama, şüphesiz sorular soruluyor,
ithamlar yapılıyordu. Kadı, sert bir ifadeyle parmağını
uzatmış, domatesleri, salatalıkları teker teker işaret ediyordu.
Suçlular pişman bir halde suçlarını itiraf ettiler.
Sonra bir küçük torba getirildi. Her satıcı kesesini açtı
ve kadıya bir kaç kuruş ceza ödedi. Kadı aldığı paraları
önündeki torbaya atmadan önce ince ince hesap ediyor, paraları
kuruş kuruş sayıyordu. Herkes cezayı ödedikten sonra, torba
kapandı ve ağzı bükülerek bağlandı.
Sonra... Sonra... Hikaye inanılmaz bir gidiş almaya başladı.
İyi dinleyin: Kadının bir işareti üzerine aldığım eşyalar,
bir tanesi eksik olmamak üzere tekrar eşeklerime yüklendi.
Ve kadı... Dinleyin... Duyun bunu... Ve kadı, nazik bir
el hareketi ile bana izin verdiğini belirterek, kuruşlarla
dolu torbayı bana verdi... Evet, bana verdi.
Gözlerim faltaşı gibi açılmıştı. Aynı zamanda cami imamı
olan kadı, çeşitli diller bilen muhterem bir zattı. Bildiği
kadar Fransızcasıyla bana izahat verdi:
- Çünkü satıcılar sana sattıkları eşyalardan kâr ettiler...
Evet... Yüzde on kazandılar. Halbuki yabancıdan kâr alınmaz...
Kitapta şöyle yazar: "Yabancıya misafirin gibi muamele
edeceksin..."117 ifadesiyle anlatmaktadır.
Yukarıda anlatıldığı gibi esnaf (Ahîler)la ilgili hukukî
ihtilaflar kadıya intikal ettirilir ve kişilerin mağduriyeti
giderilir.
Sonuç olarak muhtesiplik ve kadılık doğrudan doğruya Ahî
birliklerinin yönetimi ile ilgili olmamakla birlikte genel
yönetim ve hukuki yönlerini ilgilendiren denetim ve hukuk
mevkileridir.
Ayrıca, muhtesip, kadı ile esnaf arasındaki vasıtayı sağlayan
kişi durumundadır. Muhtesip bugünkü belediye zabıtaları
gibi bir görev icrâ eder. Uzunçarşılı: "Kadının emrinde,
mühtesib, yahut ihtisap ağası denilen bir büyük beledî zabıta
memuru vardır ki, bunun vazifesi kadının verdiği hükümleri
tatbik ettirmek ve çarşı ve pazardaki hayatın intizamını
temin etmektir."118 diyerek, muhtesibin fonksiyonunu
ortaya koymaktadır.
DİPNOTLAR
117. Claude Farrere, Türklerin Mânevî Gücü, (Çev: Orhan
Bahaddin), Tercüman 10001 Temel Eser Serisi, İstanbul, tarihsiz,
s. 161-167.
118. Çağatay, N., a.g.e., 1974, s. 147.; Ergin, O.N., a.g.e.,
1337, s. 698.