Fütüvvet,
İslâm tasavvufunun örgütlenme dönemi olan Hicri ikinci asırdan
itibaren yoğun bir şekilde yayılmaya ve etkili olmaya başlamıştır.
Fütüvvet ve tasavvuf hayatının birlikte yayılması, tasavvufun
fütüvvet birliklerine egemen olmasını, dolayısıyla bu birliklerin
yayılışını hızlandırmıştır. Bu iç-içelik bazılarının yanlış
neticelere varmalarına sebep olmuştur. Nitekim Taeschner,
fütüvvetin sufîlikle İslâmiyet'e girdiğini ileri sürer ve
bunu şu şekilde açıklar:
"Fütüvvet'in
İslâmiyet'e girişi, -bilhassa ilk devirlerde, bu teşkilatın
getirdiği faziletlere dayanan bir çeşit dindarlığı kendine
yol olarak seçen tasavvuf, sufizm sayesinde olmuştur(1).
Fütüvvet'in,
tasavvuf hayatıyla yayılışı, kurumlar tarihi açısından önemli
bir durumdur. Bu yayılış biçimi, fütüvvetin İslâm dininin
yayıldığı bütün alanlara girmesini sağlamıştır. Özellikle
Emeviler döneminde fütüvvet kurumları, devlet teşkilatından
ayrı bir şekilde yayılmış ve varlığını sürdürmüştür.
Fütüvvet
birlikleri yayıldıkları alanlarda bazen o derece güçlü olmuşlardır
ki, devletin zaafa uğradığı durumlarda etkin güçler haline
gelmişlerdir. Bununla birlikte bazı yıllarda fütüvvet birlikleri
zaafa uğramışlardır. Özellikle Abbasi Halifeliğinin ilk asırlarında,
fütüvvet birliklerinin dağınık ve birbirlerinden kopuk olarak
varlıklarını devam ettirdikleri görülür. Halife Nasır Lidinilllah'in
bu birliklerin gücünü anladığından, bunları örgütleyerek egemenliği
altına aldığı bilinmektedir. Nasır'ın bu çabaları Fütüvvetnâmede
şöyle anlatılır:
"Fütüvvet
bölükleri, şaşkın bir halde çöllere düşmüş, haktan sapmıştı.
Batıllara sarılmışlardı. Dileklere yapışmışlardı. Azgınlık
yollarına girmişler, hidayet yollarından ayrılmışlardı. Fitnelerde
bulunmak, bid'atlere sarılmak, hileler yapmak, düzenler düzmek
için tevillere koyulmuşlardı. Onlara kötülük üst olmuştu.
İçlerine sapıklık hâkim kesilmişti. Hileleri artmıştı, fütüvvet
hükümlerindeki bilgileri azalmış, bilgisizlikleri sağlamlaşmış,
pekişmiş, ululanmaya, cedelleşmeye meyilleri kuvvetlenmişti.
Bu hal Ulu Tanrının efendimiz, ulumuz, imamet şeceresine mensub,
Peygamberlik bahçesinin (gülü) Abbas soyundan Tanrı halifesi,
mü'minler imamı âlemler Rabbinin halifesi, mü' minler imamı
Nasır-Lidinillah vasıtasıyle fütüvveti yüceltip büyütmesine,
alâmetlerini yükseltmesine ve ulu bir hale getirmesine dek
böylece sürüp gitti.(2)"
Halife
Nasır'ın davranışı, fütüvvet tarihinde önemli bir yer tutar.
Bu davranış, fütüvvet'e yeni bir görünüm kazandırmış ve onu
devletin resmî güçleri arasına sokmuştur. Halife Nasır'ın
devletin gücünü arttırmak amacıyla "fütüvvet libasını"
giydiği söylenir. Halife Nasır'ın "fütüvvet libası"
giymesinin, fütüvvet birlikleri açısından doğurduğu sonuçlar
şöyle açıklanabilir:
-
Fütüvvet birlikleri o zamana kadar dağınık, birbirlerinden
habersiz, yerel kurumlar durumundadırlar. Bu hareket onları
merkezî bir örgüt haline getirmiştir.
-
Merkezî örgütlenmeler, yerel örgütlenmelerden her zaman daha
güçlü olmuşlardır. Nasır'ın bu tavrı, fütüvvet kurumunu güçlendirmiştir.
-
Fütüvvet birliklerinin arasındaki düşmanlıklar sona ermiş,
aralarında dayanışma ve yardımlaşma dönemi başlamasına sebep
olmuştur.
-
Devletin desteği söz konusu olduğundan, daha hızlı ve güçlü
bir şekilde yayılmışlardır.
Nasır'ın
fütüvvet birliklerine sahip çıkması, fütüvvet birliklerinin
yanı sıra, devleti de güçlendirmiştir. Devlet açısından şu
faydalar olmuştur.
-
Devlet, başıbozuk ve kendi başlarına buyruk olan toplulukları
kontrol etme şansına sahip olmuştur.
-
Dağınık fakat güçlü olan bu birlikleri yanına almakla, gücünü
artırmıştır.
-
Diğer sultanlara fütüvvet libasını giydiren Nasır, devletin
mânevî nüfûzunun artmasını sağlamıştır.
Halife
Nasır, önce Şeyh Abdulcabbar vasıtasıyla fütüvvet libasını
giyerek fütüvvet birliklerini etrafına toplamış, daha sonra
bu kurumların daha sağlam hale gelmeleri için bütün birliklerin
ortak hareketlerini sağlamaya yönelik önlemler almaya başlamıştır.
İlk önce tasavvuf büyüklerinden olan Şihab'ud-Din Suhreverdi'yi
bunların başına geçirmiş ve fütüvvetnâme yazdırmıştır. Böylece
tasavvuf düşüncesinin bu birliklere egemen olmasına ortam
hazırlamıştır.
Fütüvvet
kurumunu belli ortak prensiplere ve merkezi otoriteye bağlayan
Halife Nasır, bunların yaygınlaştırılması için halifeliğin
kontrolünden uzak bölgelere elçiler göndermiştir.
Nasır,
Anadolu Selçuklu Sultanına, Şihab'ud-Din Suhreverdi ile Evhad'ud-Din
Kirmani'yi göndermiştir. Evhad'ud-Din Kirmani, Ahiliğin piri
ve şeyhi Ahî Evren'in kayınpederi ve şeyhidir. Nasır'ın fütüvvet'i
yaygınlaştırma çabaları sonuç vermiştir. Bu yayılış, Anadolu'nun
iç bölgelerine kadar uzanmıştır.
DİPNOTLAR
1. Taeschner, F., a.g.e., 1972, s.215
2. Gölpınarlı, A., a.g.e., 1950, s.206