FÜTÜVVETİN SOSYAL BİR KURUM OLARAK GELİŞMESİ

Fütüvvet'in sosyal bir kurum olarak ne zaman ortaya çıktığı kesin bir şekilde bilinmemektedir. Bu konuda görüş açıklayan sufîlerin tamamı, fütüvveti, insanlık tarihinin başlangıcına kadar götürür. Fütüvvet'in ilk insanla başladığı ve önder şahsiyetler olan peygamberlerle devam edegeldiği, fütüvvet konusunda yazılmış bütün fütüvvetnâmelerin başlangıç bölümlerinde belirtilmektedir. Sülemî, fütüvvetnâmesinde bunu şöyle açıklamaktadır:

"Fütüvvet davetine ilk koşanların, mürüvvet, ahlâk ve şerefini koruyanların ilki, (yeryüzü anlamındaki) edîmden gelen Âdem'dir ki, ismi irade mahallinde sabit, cismi haşmet evinde sakin, nurlarla ve masumlukla desteklenmiş, kerâmet tacıyla taçlanmış, selamet evine girmiştir. Fütüvveti Kabil koyunca Habil onu kabul etti. Şît, onun hakkını yerine getirdi, onu her türlü çirkin şeylerden korudu, İdris de onunla yüksek mekâna çıkartıldı, İblîs' in tuzağından kurtarıldı.

Fütüvvet sevgisi ile Nuh, çok inledi ve üzerinde fütüvvetin nûru parladı. Âd onunla isimlendirildi, kibre dönmedi, fütüvvet ile Hûd, ahidlere güzel vefâ gösterdi, fütüvvetle, Salih kötülüklerden kurtuldu, İbrahim Halîl, fütüvvetle nâm alıp putların ve heykellerin başlarını kırdı. Fütüvvetle, İsmâil yüce Padişah'ın emrine kurban oldu, fütüvvetle, Lût inişi olmayan yüce makâma çıktı, fütüvvetle, İshak'da buluşma gününe kadar (ibadetle) kaim oldu, Ya'kub (fütüvvet) sebeplerine yapıştı, fütüvvetle, Eyyub'un hastalığı açıldı. Fütüvvetle doğru Yusuf, yolların en güzelinde yürüdü, onunla her zaman başarıya ulaştı, (......) Fütüvvetle, Muhammed'e (s.a.v) açık fetih verildi, iki kardeş (Ebubekir-Ömer)'i ve amcası oğlu Ali'yi fütüvvet emîni yaptı(1)."

Öte yandan, Fütüvvet'e benzer bir yaşam biçiminin varlığı Hz. Muhammed'in gençlik yıllarına kadar uzanmaktadır. "Cahiliye devri" olarak isimlendirilen dönemde; özellikle ticarî faaliyetlerin merkezi durumunda olan Mekke'de, zayıf ve kimsesiz olanların haksızlığa uğradıkları, mallarının ellerinden alındığı, hattâ böyle kişiler için ırz ve namus emniyetinin bile ortadan kalktığı ve bu durumu düzeltmek için gençlerin teşkilatlandığı bildirilmektedir(2).

Emniyetin, can güvenliğinin ortadan kalktığı bu devirde Mekke'ye malını satmaya gelen bir adamın malı Âs b. Vâil tarafından alınıp parası ödenmez. Tüccar, Mekke'nin nüfûzlu şahsiyetlerini yardıma çağırır, fakat olumlu bir cevap alamaz. Bunun üzerine Ebû Kubays dağına çıkarak bağıra bağıra uğradığı haksızlığı etrafında toplananlara anlatır.

Bu olay Mekke'nin önde gelenlerinin, Hz. Peygamberin amcasının başkanlığında, Abdullah b. Cad'an'ın evinde toplanmalarına neden olur. Toplantıda yemek yenildikten sonra Mekke'nin sosyal durumu görüşülür, Mekkeliler ve dışardan gelenlerin uğradıkları haksızlıklar dile getirilir. Toplantıda haksızlık ve zulüm ortadan kalkıncaya kadar mücadele için yemin edilir. Böylece Mekke'de ilk sosyal müessese kurulur. Kurulan örgüte, faziletlerin yemini anlamına gelen Hılf'ul-Fudul denilmiştir(3).

Hılf'ul-Fudul ile ilgili toplantıdaki tören ve davranışlar, fütüvvette görülen tören ve davranışların benzeridir. Toplantıya katılanların yemek vermeleri, haksızlıkla mücadeleye yemin etmeleri, fütüvvet ve daha sonra Ahî birliklerinde görülen "âdâb"dan farklı değildir. Bu toplantıya Hz. Muhammed de katılmıştır.

"Hılf'ul-Fudul" olarak bilinen bu kurumun ortaya çıktığı dönemde, fütüvvetin var olduğu, fütüvvet büyüklerinin adına şerbet veya şarap içildiği, fütüvvet'in üç kısma ayrıldığı, bunların; Seyfî, Kavlî ve Şurbî olduğu bazı kaynaklarda açıklanır.

"Şurbî" olanların büyükleri adına tuzlu şerbet içtikleri, kötü fütüvvet sahibi olanların ise büyükleri adına şarap içtikleri anlatılır. Hz. Muhammed'in amcası Ebûcehil'in fütüvvet sahibi olduğu ve onun adına dörtyüz kişinin şarap içtiği belirtilir. Arkadaşları, Hz. Muhammed'e gelerek, kendisinin Ebûcehl'den yüce bir şahsiyet olduğunu ve onun adına fütüvvet yoluna girmek istediklerini söyledikleri, Hz. Muhammed'in de bu durumu kabul ettiği, ancak şarap yerine tuzlu suyun içilmesini şart koştuğu rivayet edilir. Bu olayın Ebûcehl'i çok kızdırdığı ve adamlarını Hz. Muhammed adına şerbet içenlerin üzerine gönderdiği anlatılır. Böylece fütüvvet sahipliği iki gruba ayrılmış olur. Kötü fütüvvete sahip olanların Ebûcehl'in, iyi fütüvvete sahip olanların ise Hz. Muhammed'in izinde gittikleri belirtilir(4).

Fütüvvetnâmelerde anlatılan bu olay ile Hılf'ul-Fudul arasında bir ilişki kurmak mümkündür. Çünkü Hılf'ul-Fudul'a karşı çıkanlar da kötü fütüvvet sahipleri gibidirler. Nitekim, bir kısım insanın, Mekke'de oluşturulan ve iyi bir sosyal müessese olan Hılf'ul-Fudul'a cephe aldıkları ve kestikleri bir ineğin kanı üzerinde yemin ettikleri aktarılır(5).

Fütüvvet, Hicretin ikinci yüzyılından itibaren tamamen karşımıza sosyal bir kurum olarak çıkar. Bu durum, o dönemde yaşayan tasavvuf büyüklerinin fütüvvetten söz etmelerinden anlaşılır. Örneğin, o dönemde yaşamış olan büyük mutasavvıflardan Cüneyd Bağdadî (Vefatı Hicri 297): "fütüvvet Şam'dadır, lisan Irak'tadır, sıdk ve doğruluk Horasan'dadır(6)." diyerek fütüvvetin sosyal bir kurum haline geldiğini ortaya koymaktadır. Taeschner, fütüvvet ocaklarının Hicretin birinci asrında bile var olduğu ve başta bu sosyal kuruluşlara sadece gençlerin alındığını ve "fityan" adının bunun için kullanıldığını ileri sürer(7).

Sosyal bir kurum olarak fütüvvetten (Ayyarlar) bahseden Keykavus, kitabında Kuhistan ve Merv şehirlerindeki Ayyarlar arasında meydana gelen bir olayı anlatır ve bunların birer büyükleri (reis) olduğunu belirtir(8).

Hicrî üçüncü asırda da fütüvvetin sosyal bir birlik olduğu ve birliklerin başında reislerin olduğu fütüvvetnâmelerde geniş bir biçimde anlatılır. Örneğin, bu durum bir risalede şu şekilde açıklanmaktadır:

"Bir gün Ahmet b. Hadraveyh karısı Ümmü Ali' ye dedi ki: 'Bir ziyafet vermek istiyorum. Bu ziyafete Ayyâr ve Şatır'ı davet edeceğim.' Ayyâr ve Şatır o beldede bulunan fütüvvet ehlinin reisi idi. Karısı: 'Sen doğru dürüst fütüvvet ehline ziyafet verecek durumda değilsin, reislerine nasıl vereceksin?' dedi. Ahmed; 'Bu işi behemehal yapmalıyım', dedi. Karısı; 'Eğer mutlaka bu işi yapman icap ediyorsa koyunlarını, sığırlarını ve eşeklerini boğazla, o kadar çok et yığ ki, komşu evlere gönderdiğin etler evine geri gelsin.'(9)"

Fütüvvet kurumu çeşitli adlarla varlığını sürdürmüştür. IX. asırda Tahiriler ve Saffariler döneminde fütüvvet kurumunun varlığı ve X. asırda Maveraünnehir'de de "Gaziler" adını taşıyan örgütün varlığı bilinmektedir(10). Dikkat çekici bir konu da, bu örgütün reislerine aynı çağda yaşamış olun tarihçilerin farklı lakaplar vermelidir. Beyhakî, Sipâhsâlar-ı Gaziyan, Utbî reisü'l-fityan, Gardizî Ayyarların başı olarak adlandırmaktadır(11).

Fütüvvetin, insanlığın başlangıcıyla birlikte sosyal bir kurum olarak örgütlendiği, ancak, bugünkü anlayış biçiminde ortaya çıkışının Hz. Muhammed'in gençlik yıllarına kadar uzandığı söylenebilir. Fütüvvet kurumunun bazen devletin kontrolüne girdiği söylenebilir. Fütüvvetin, sosyal bir kurum olarak devletin yanında yer alması ve onun kontrolüne girmesinin, Halife Nasır Lidinillah zamanında gerçekleştiği ve bu dönemden sonra devlet fütüvvetçiliğinden bahsedildiği kaynaklarda geniş olarak anlatılır.

DİPNOTLAR
1) Sülemî, a.g.e., 1977, s.22-23
2) Köksal, A., "İslâm Tarihi Mekke Devri", İstanbul, 1981, s.93.
3) Köksal, A., a.g.e., 1981, s.94
4) Gölpınarlı, A., a.g.e., 1950, s.247
5) Köksal, A., a.g.e., 1981 s.96
6) Kuşeyrî, a.g.e., 1978, s.324
7) Taeschner, F., "İslâm'da Fütüvvet Teşkilatının Doğuşu Meselesi ve Tarihi Ana Çizgileri", (Çev. S. Yüksel), Belleten, xxxvı. Cilt, Ankara, 1972, s.208-210
8) Keykavus, a.g.e., 1944, s.277
9) Kuşeyrî, a.g.e., 1978, s.326
10) Köprülü, M.F., "Osmanlı İmparatorluğunun Kuruluşu", Ankara, 1972, s.148
11) A.g.e., 1972, s.148

Bütün hakları saklıdır. © FORSNET